Jack London’ın “Kızıl Veba”sı ve Freud’un “Tekinsiz”i

Jack London, asıl adıyla John Griffith Chaney, Amerikalı bir yazardır. 1916 yılında ölen yazarın Kızıl Veba adlı romanı 2013 yılında ortaya çıkan korkunç bir salgın ve sonrasındaki vahşi yaşamı anlatmaktadır, 2020’de pandemi ilan edilen Kovid-19’dan sadece yedi yıl önce. Kitabı okurken pandemi sonrası yazılmış bir distopya hissi vermektedir.

ütopya ve distopya

Ütopya, Türkçe Sözlükte “gerçekleştirilmesi imkansız tasarı veya düşünce” anlamına gelmektedir, Yunanca kökeni olan ‘outopia’nın ‘ou’su “değil, yok” anlamına, ‘topos’ ise “yer/mekan” anlamına gelmektedir, yani ütopya “olmayan bir yer”i ifade eder; ideal bir yer veya devlet, politik ve toplumsal mükemmelliği ifade eden hayali sistemlerin tümü. “Dis” ön eki ise ‘kötü, hastalıklı’ anlamlarını taşır. Koşulların yoksunluk, baskı ve terör kaynaklı uç derecede kötü, olumsuz olduğu bir toplumu, devleti veya mekânı ifade eder. 1516’da Thomas More, kendi kurduğu ideal bir toplum anlayışını ortaya koyan, komünizm benzeri bir toplumsal yapıyı “Ütopya” adlı eserinde ortaya koyar. Distopya, ütopik bir toplumun tam tersini betimler.

kara veba ve kızıl veba

Jack London’ın 1912 yılında İngiltere’de “London Magazine”de yayımlanan Kızıl Veba romanı, gelecek zamanda geçen distopik bir toplum tasviridir. Kızıl Veba romanı adını, 14. yüzyılda Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’yı derinden etkileyen, yüz ila iki yüz milyon insanın öldüğünün tahmin edildiği, toplu mezarların bulunduğu, ölü yığınlarının sokaklarda bırakıldığı için hastalığın daha da yayıldığı, hastalıktan kaçmak için insanların ailelerini terk ettiği, adını deride açtığı siyah renkli yaralardan aldığı düşünülen veba salgını “Kara Ölüm” olarak da bilinen “Kara Veba”dan almış olabilir.

Jack London’ın “Kızıl Veba” romanı, yüzyıl önceden günümüz toplumunu elli yıl sonranın (Romanın tarihleriyle: 2013 Kızıl Veba + 60 yıl; 2070’ler) gözünden ele alır.

ÖZET Dedesi ve torunları arasında geçen bir diyalogda, torunlarının isteği üzerine “Kızıl Veba” dönemini anlatan dede, salgın sekiz milyarı insanı yok etmeden önce saygın bir profesördür. İnsanların yüzlerinin birkaç saat içinde kızıla dönerek öldükleri ve çok hızlı yayılan bu hastalık kaçmaya çalışan herkesi yakalamış, geriye sadece tek tük insan kalmış, on bin yıllık insanlık tarihinin getirdiği bilgi birikimi yok olmuş, geriye yabani insanlar, yabani hayvanlar ve vahşi bir yaşam kalmıştır. Dört milyon nüfusu olan Kaliforniya’yı anlatmak için kum tanelerinden örnekler vermek zorunda kalan profesörün torunları birkaç sayıdan fazlasını bilmemektedir, Kızıl Veba salgınıyla ölmüş insanların kafataslarından dişlerini koparmakta, domuz kuyruklarını bir süs gibi üstlerinde taşımaktadırlar, kullandıkları dil de oldukça ilkeldir.
Günümüz toplumunun sahip olduğu ve değerli gördüğü her şeyin, evlerin, arabaların, yiyecek stoklarının, sanat, kültür ve bilimin hem veba sonucu hem her yerde çıkan büyük yangınlarla hem de fakir kesimlerin barbarlaşarak yaşayanları katletmesiyle yok oluşunu anlatır. Bugünkü toplumsal kurgudan geriye hiçbir şey kalmaz, zamanının çok saygın bir hanımefendisi ve bir şekilde sağ kalmayı başarmış şoförü için roller tersine dönmüş, şoför döverek kadını kendi hizmetlisi haline getirmiştir. Bu olanlar profesör için oldukça travmatiktir, sağ kalmaya başardığı dönemde bütün yakınlarının birer birer ani bir şekilde gerçekleşen ölümlerine şahit olmuş, yıllarca yıl izole kalmış ve medeniyetten eser kalmayan, havada ne bir uçak, ne bir gazete ile dünyanın kalanından haberdar olmadığı ve sadece Amerika’da değil Avrupa’da da aynı vahametin yaşandığını tahmin ettiği, sonradan doğanların medeniyetin bilgisine sahip olmadığı, günümüz modern toplumunun değer sisteminin tamamen yitirildiği sayıları muhtemelen sadece üç dört yüzü bulan bir grup insanla birlikte kalakalmıştır. 

Bir insanın hayal edip edemeyeceği her şeyi kaybettiği derin bir kayıp… Yaşananların doğası itibariyle derin bir tekinsizlik…

TEKİNSİZ / THE UNCANNY / DAS UNHEIMLICHE

Almanca orijinaliyle “Das Unheimliche”, İngilizce çevirisiyle “The Uncanny” ve Türkçesi ile “Tekinsiz” adlı makalesi 1919 yılında yazılmıştır, Sigmund Freud’un. 1909 yılında Carl Jung ile buharlı gemiyle Amerika’ya bir yolculuk gerçekleştiren Freud, Tekinsiz makalesini 1919 yılında Viyana’da yaşadığı esnada yazmıştır. Yazıldığı dönemde birbirinden bariz bir şekilde esinlenmeden yazılan iki eseri yazımlarından yüzyıl sonra bir arada değerlendirmek ilginç. Elbette Freud’un Tekinsiz’i 1. Dünya Savaşı ve onun kayıplarının ardından kaleme alınmıştı. Makalede “tekinsiz”in korkutucu ve dehşet verici olanla ilişkilendirildiğinden, ancak bu kadar keskin bir tanımı olmadığı için genel olarak korku verici şeyleri tanımlarken kullanıldığından bahsediyor. Tanıdık olanın tanınmadık olana dönüşmesi ve tanınmadık olanın içinde tanıdık olandan bir parça bulmak ‘tekinsiz’dir, tekinsizlik hissi verir. Tekinsizlik duygusunu insanlar, nesneler, izlenimler, olaylar ve durumlar verebilir.

kovid-19 pandemisi ve tekinsizlik

1912 yılında yazılmış “Kızıl Veba”nın, 2010’ları bir salgın eşliğinde kurgulaması ve 2020’de bizim ‘pandemi’ ilan edilen salgın bir hastalıkla dünyadaki tüm toplumlar olarak mücadele etmemiz bir bakıma oldukça ‘tekinsiz’. Bugünün pandemisi de bizi tanıdık düzenimizin dışına itti, kayıplar yaşandı, yaşamın biçimi ve ritmi değişti, dönüştü ve 2022 yazında pandemi sönmek yerine yeniden hız kazanmışken ve başka hastalıkların yeni bir pandemiye evrilip evrilmeyeceği konuşulurken, yani geleceğe dair ‘tekinsiz’ bir belirsizlik hakimken elimizdeki distopik roman geleceği getirdiği yokluk ve hiçlik ile kurgulayarak ‘tekinsiz’ hissettiriyor. Tanıdığımız, bildiğimizi varsaydığımız dünya yabancılaşmış ve tanımadığımız bir hale bürünmüş.

gerçeklik ilkesi ve tekinsizlik deneyimi

Freud, tekinsizlik üzerine yazılmış edebi eserleri okumakla tekinsizlik deneyimini birbirinden ayırır. Tekinsiz bir dünyayı anlatan “Kızıl Veba”nın günümüz pandemisiyle yaklaşık aynı yıllara denk gelmesi tekinsiz. Freud’a göre bir deneyim olarak tekinsizlik, esasen bir gerçeklik testi, bir olgunun esasen gerçek olup olamayacağı üzerine yaşanan bir duygu. Tekinsizlik duygusu, bastırılmış olan materyalin geri gelmesiyle oluşur, bastırılmış olan materyal infantil karmaşa veya vazgeçilmiş ilkel düşünceler olabilir. İlkel düşünceler çoğu zaman bastırılmış infantil deneyimlerden geldiği için ikisini kesin sınırlarla birbirinden ayırmak mümkün değildir. İnfantil ve ilkel düşünceler ile ifade edilenler burada her şeye canlı muamelesi yapmayı ifade eden animizm ile büyüsel düşünceye işaret eden düşüncelerin tümgüçlülüğü yani gelişimin birincil narsisizm evresidir. Bu evrede haz ilkesi, yani düşünülenin gerçek olacağına inanma hakimdir. Buna basitçe “Ben istedim, oldu” diyebiliriz. Bebeklik dönemi üzerinden ele aldığımızda “Açım, aç olduğumu deneyimlediğim için meme geldi, süt geldi, doydum; yani her şey ben ve benim uzantılarım, her şey benim kontrolümde”. Yetişkinlikteki kalıntılarının arzulanan veya korkulan bir şeyin kişinin isteği doğrultusunda başına geldiğine inanması olarak değerlendirebiliriz. Bebek için yoksun bırakan, yani açken gelmeyen, dolayısıyla ‘süt vermeyen meme’ye duyulan öfkenin, yetişkinlik hayatında ihmal eden bir ‘öteki’ kişiye yöneltildiği durumda öfke ile arzulanan olumsuz durumların bu kişinin başına gelmesi ardından hissedilen suçluluk duygusu da tümgüçlü düşünceye dairdir. Haz ilkesinin ve tümgüçlü düşüncenin yerini gelişim ilerledikçe gerçeklik ilkesi alır. Yine de gelişim evrelerindeki inanışların zaman zaman geri dönmesi engellenemez.

edebiyatta tekinsiz

Son olarak, Freud’un “Tekinsiz”de işlediği edebiyat ve tekinsizlik hakkındaki fikirlerine bakarsak: Bir kurgu yazıyı ele aldığımızda, edebi eserde bahsedilen durum açıkça tekinsiz olmasa da gerçek hayatta gerçekleşse, bu, tekinsiz olurdu, diğer yandan tekinsizlik duygusunu hissettirmek gerçek hayata göre bir edebi eserde çok daha mümkün. Bir distopya eseri okurken yaşanan “tekinsizlik” duygusu, belki de “(Olmasından) Korktum, korktuğum için düşündüm, düşündüğüm için başıma gelebilir”.


Deniz Coşan - İstanbul Klinik Psikolog

Deniz COŞAN

Uzman Klinik Psikolog & Psikoterapist & Formasyonda Psikanalist

Deniz Coşan, İstanbul’da Uzman Klinik Psikolog olarak çalışmaktadır. Yetişkinlere bireysel olarak Türkçe ve İngilizce, yüz yüze ve çevrimiçi psikolojik danışmanlık, psikoterapi ve psikanaliz uygulamaktadır.

Uluslararası Psikanaliz Birliği’ne bağlı İstanbul Psikanaliz Derneği’nde psikanalitik formasyondadır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir